fazlaca kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fazlaca kişisel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Twitter'da susarak içinde biriktirdiklerini Blogger'a aktarmak

Everyone I know is getting married or pregnant. I'm just getting drunk.*

*Tanıdığım herkes ya evleniyor ya da hamile. Bense yalnızca sarhoş oluyorum.

Merhaba sevgili okurlar, okumazlar, severler, tiksinirler! Bugün gene akılalmaz (!) bir konu ile buradayım. Ve hayatın gerçekleriyle savunmasız ve zavallı bir şekilde başbaşayım. Bugünkü yazım, ilginç bir şekilde günlük niyetine girilen bir yazı niteliğinde. "Blog yazarlığı"nın asıl amacı da aslında budur; ancak bilirsiniz ki (bknz: geçen yazım) bendeniz ne yazık ki bu tür yazılar yazamayan bir mahluk idim. Fakat artık içimde biriktirdiklerimi, yaşadıklarımı, yaşayamadıklarımı aklımda evirip çevirip, zihin boşluğuma göndererek bir zihin kirliliği oluşturmaktansa, zaten kirli olan elektronik günlüğüme aktarayım dedim. Nasıl, çok iyi düşünmüşüm değil mi?

Şimdi isterseniz başlıkta çıtlattığım durumu ve bu durum sonrasında yaşadıklarımı, kimsenin kafasını kendi kafam kadar karıştırmamak için, düzgün bir şekilde sıralayarak ileteyim efendim:

18 Aralık 2009 Cuma

Hastalıklarım 1- Varolmanın engellenemez sonucu

   Yaşamanın Kalıcı Yan Etkisi*

  Aklıma şöyle bir şey gelir bazen, herhalde Orhan Veli benim için bir şiir yazacak olsaydı "hiçbir şeyden çekmedi dünyada mide bulantısından çektiği kadar" derdi diye. Tabi koskoca Orhan Veli'nin benim için neden şiir yazacağı ya da kaderin ne tür bir cilvesiyle tanışıp da bu şiiri bana adayacağı vs. gibi konuları düşünmeyerek bu düşünce aklıma gelir. Ayrıca benim için "Yazık oldu bizim Pınar'a" deyip demeyeceği de tartışılır.

  Mide bulantısı yaklaşık 4 senedir şiddetli olarak vücudumu etkileyen bir olay. Sağlığımla ilgili daima sorunlar yaşadım ama 4 senedir bahsettiğim sağlık sorunlarımın %90'ını midemle ilgili sorunlar oluşturdu. Onun öncesinde de midemle ilgili problemlerim oluyordu tabi ama böylesini yaşamamıştım. Mide ağrıması... mide yanması... ama en en en sık yaşadığımsa mide bulantısı...

 Doktora gitmedim henüz, gidersem ne diyeceğini de tahmin edebiliyorum. Yani bir takım olasılıklar var en azından. Mesela ülser başlangıcı tarzi birşey vuku bulmuş olabilir ki bu son 4 yıldır mideme gelen zararlarla (ya da verdiğim mi demeliyim?) oldukça mümkün. Yediklerimin dokunacağını hiç sanmam çünkü "çooook sağlıklı ve kontrollü" beslendiğimi düşünürken bile midemdeki sorunlarla baş edemiyordum hatta bu zamankinden çok daha kötü durumdaydım desem abartmış olmam. Son olasılık da psikolojik nedenler ki insanların (ve tabii doktorların da) en çok üzerinde durduğu konu bu "psikolojik" etkenler. Herşeyin sorumlusu milletin dilinden düşürmediği şu "stres" oldu. Doğruluk payı ne kadardır bilinmez ama en azından kendi açımdan baktığımda, stresin değil belki ama, "sıkıntı"mın bu duruma yol açtığını rahatlıkla söyleyebilirim.

  Bu "sıkıntı" (ya da -lar ekini mi getirmeliyim bu kelimeye?) beni "sardığı"ndan beri mide bulantısını çekiyorum cümlesi ile durumu özetlemek mümkünken neden sözü uzatmaya çalışıyorum ki? Doğru, daha öncesinden hiçbir şey böyle değildi ki. Sadece bir şey için "sıkılmaya" başlamadım aynı zamanda kendime yeni bir sıkıntı da edinmiş oldum böylece. Ve şu anda iki sıkıntıdan da kurtulamamanın ve önümüzdeki bilmem kaç yıl boyunca (ya da ölene kadar) kurtulamayacak olmanın verdiği sıkıntıyla üç sıkıntı sahibiyim. 

  İnsanı söyleyemedikleri, içinde tuttuğu sıkıntılar, düşünceler, öfkeler, kızgınlıklar, nefretler, pişmanlıklar bu hale getiriyormuş. Ağlayamadıkları, sustukları vücutta böylesine bir tepkiye neden oluyormuş. Ağlayınca, anlatınca, açıklayınca biraz rahatlıyormuş ama asla tam anlamıyla kurtulamıyormuş. Sonunda da yazık oluyormuş ona...


  Ekşisözlük'te mide bulantısı başlığı altında yazılanları okuduğumda durumumla manidar olanları buraya eklemeden edemeyeceğim:


17 Eylül 2009 Perşembe

Her geçen gün daha fazla bağladı duygusala...

İnanılır gibi değil… Bu ara televizyonda, radyoda, internette hep geçmişten sevdiğim bayıldığım bittiğim şarkıları duyuyor ve yıllar öncesine ruhen ışınlanıyorum adeta… Farkındayım bu blog’u gitgide bir şarkı bloguna dönüştürmeye başlıyorum ama elden ne gelir, Hans Christian Andersen’in dediği gibi “sözcükler tükendiğinde müzik konuşur”. Devam edersek, bu yazıya ilham olan şarkımız da pek çoğumuzun bildiği “Bu Kalp Seni Unutur mu?”. Hepimizin az çok içinde bulunduğumuz , şimdi/ geçmişte ve belki de gelecekte bulunacağımız, hisleri özetleyen, tek kelimeyle “nefis” bir parça Fikret Kızılok’un bu şarkısı… TV’de duyunca uzun süredir dinlemediğimi  farkettiğim  bu şarkının bana hissettirdikleri, karşı cinse duyulan romantik bir aşktan ziyade, senelerdir ruhumu ve düşüncelerimi adeta esir almış bir amacın bir isteğin bir hayalin bıraktığı acılar, umutsuzluklar ve belki de beni ittiği yalnızlıklardı. Anlamasının zor olduğunu biliyorum, zaten ben de yeterince anlatamıyorum. Bir nevi kalp kırıklığı diyebileceğimiz bu duruma uygun şarkı da tam şu anda devreye giriyor işte…

Yıllar geçse de üstünden
Bu kalp seni unutur mu?

Kader gibi istemeden
Bu kalp seni unutur mu?

28 Ağustos 2009 Cuma

Sevdiğiniz kişi ve sizi seven kişi asla ama asla aynı kişi olmaz. (C. Palahniuk)

AŞIRI  DUYGUSALLIĞIN BÜNYEYE BAŞLICA  ZARARLARI

     
  • Aşırı duygusal bir kişilikseniz asla sevginizin tam karşılığını alamadığınızı düşünürsünüz. Çünkü bütün duygularınızı içinizde o denli coşkuyla yaşarsınız ki karşı taraf sizin gibi aşırı duygusal bir kişiliğe sahip değilse her zaman tek taraflı seversiniz.
  • Sevdiğiniz de nefretiniz de çok ama çok yoğundur. Hiçbir şeyi asla “normal” düzeyde sevemezsiniz. Aşırı duygusal’ın sözlüğünde “orta düzey” e yer yoktur zaten.
  • Yok yere, olur olmaz insan ve nesnelerle aranızda duygusal bir bağ oluşturursunuz. Karşı tarafın bundan, ya sizinle gerçekten bir alakası olmadığından ya da cansız olduğundan, haberi yoktur elbette.
  • Hesapladığınızda hayatınızın yaklaşık ⅓ü gibi bir kısmını ağlayarak ya da ağlamaklı bir şekilde takılarak geçirdiğinizi fark edersiniz.
  • Her başarısızlık sizin için ayrı bir duygusal çöküntüdür; zira hedefinizle aranızda duygusal bir bağ oluşmuştur bile!
  • “Orta düzey duygu bağı” gibisinden bir durum söz konusu olamayacağından, “aşk-nefret” temalı ilişkiler yaşamınızın odak noktasını oluşturur.
  • Bir şarkıyı yüzlerce kez kesintisiz dinleme ve dinlerken boş durmayıp ağlama gibi çok “mühim” bir hobiye sahip olursunuz! 
  • İnsanlar sizin sadece sulu göz ve “narin” yapıda biri olduğunuza inanır yalnız siz sadece “duyarlı” olduğunuzu iddia eder durursunuz.
  • İzlediğiniz ya da okuduğunuz bir şeyi genellikle kendinizi tamamen vererek ve tabii ki belli başlı karakterlerle duygusal bağlar oluşturarak takip edersiniz. Bu yüzden de sinirinizin sık sık bozulması gayet olağandır.
  • Kendi sulu gözlülüğünüzden ve “duyarlılığınız”dan yakınırken aynı zamanda insanların ne kadar duygusuz ve umursamaz olduğundan dem vurursunuz.
  • Âşık olduğunuzda herkesten daha fazla delirirsiniz.
  • Âşık olduğunuz kişiden çok “aşk ve âşık olma” konseptinden hoşlanırsınız.
  • İnsanların haberi olmadan onlarla küser küser barışırsınız. En ufak bir hareketten dünyanın anlamını çıkarırsınız.
  • Yemeklerle aranızda her an bir duygusal bağ oluşturabilirsiniz.
  • Alıngansınızdır. Gerçekten.
  • Kalabalık içinde rahat edemezsiniz. (En azından film izlerken)
  • Doğa manzarasına, yağmura, PARİS’e, kalp şeklindeki ıvır zıvırlara, duygusal filmlere, utangaç tiplere ve karşılıksız aşklara dayanamazsınız.
  • Ömrünüzün önemli bir bölümünü hayal kurarak geçirirsiniz.
  • Yaranız deşildiğinde hüngür hüngür ağlarsınız ki sizde o yaralardan bol bol bulunur zaten.
  • Sürekli melankoliye bağlarsınız.
  • İnsanlara duygularınızı anlatmakta gerçekten zorlanırsınız çünkü normal duygusallıkta birinin anlamasının zor olduğu yoğun duygular içindesinizdir. Onları kelimelere dökmekte zorlanırsınız.
  • “Duygusal”a bağladığınızda çekilmez olursunuz! Onun dışında genelde iyi bir arkadaşsınızdır.
  • Genellikle kararsızsınızdır çünkü kararlarınıza her zaman duygularınız karışır!
  • Her şeyi “romantize” etmekte kimse elinize su dökemez.
  • Çevrenizdeki insanların da sizin gibi olduklarına inanma eğiliminde olduğunuzdan sık sık hayal kırıklığına uğrarsınız. Zaten sizin gibi hayalperest bir insana da bu yakışır.
  • Ayrıca çevrenizdekileri kırmamak için binbir takla atabildiğiniz gibi bir hareketinizle onları kolayca kırmak yeteneğine de sahipsinizdir. (Alınganlık demiştik, değil mi?)
  • En kötüsü de durumunuzdan çok şikayet etseniz de “aşırı duygusallığınız”la aranızda çoktan bir duygusal bağ oluşturmuş olmanızdır!
    Evet dostlar, bir arkadaşım(!)dan esinlenerek yazdığım bu yazıyı umuyorum ki beğenirsiniz. Elbette herkesin kendine göre bir duygusallığı ve içinde yaşadığı birtakım duyguları vardır; ama bazımız nedense böyle fazla duygusal olabiliyoruz. Yukarıdaki maddeler bir genellemenin değil, sadece ufak bir karakter analizinin ürünüdür.